6 dakikada okuyabilirsiniz.

Yazdığım ilk mektubun aynı zamanda da son mektubum olacağını bilmiyordum…  Yazdıklarımın hayal ettiklerimden arta kalanlar olacağını hiç bilmiyordum.

İlkokula henüz başlamış bir sürü sulu göz, şımarık ve hanım evladı akranlarım arasında; sessiz, utangaç ve bir o kadar da yalnız, sınıfın en arka sırasında kısa boyumla olan biten trajediye ortak oluyordum. Aralarında anneleri de olan bu yeni sınıf arkadaşlarım okulun güzel bir yer olmadığından dem vurup, mızmızlanıyorlardı. Oysa annem elimden tutmadan okula bıraktı beni. “Herkes nasıl, sen de öyle” deyip gitti. Kendi işi başından aşkındı zaten.

Sınıfa, arkadaşlarıma ve annelerine henüz alışıyorken, ben onu fark etmeden o beni fark etmişti. Beni sınıfın en ön sırasına yerleştirmişti ilkin, her gördüğü vakitte gülümsüyor, “Senin adın ne?” diyor ve saçlarımı okşuyordu. Parmaklarını saçlarıma değdirdiği vakitler saçlarımın bozulmasını önemsemez, aksine hoşnut olurdum. Dünyanın en renkli ve en güzel parmaklarına sahip olduğunu buradan öğrenmiştim. Peki ya gülüşü? Bir insan bütün samimiyetini, sevgisini ve sırrını, iki dudağı ve dişleri ile olan sanatsal izdüşümün oluşturduğu, kendinden yetenekli oyuna bırakır mı?  Bir gülüş sadece gülüş değil, sevgi ve sır da barındır mı? Bazı gülüşleri tarif etmek için şairler meclisinden çıkan kararı beklemek gerek. Ama bu farklıydı. Sadeydi gülüşü. Evet, o bana her güldüğünde ben mızmız arkadaşlarımın aksine okulun ne güzel bir yer olduğunu düşünüyor ve okulumu çok seviyordum.

Arkadaşlarım henüz çubuk ve fasulye boncuklar ile oyalanırken, ben sınıfta asılı duran resimli takvimleri heceleyerek okuyor, onun aferinlerine mazhar oluyordum. Sınıfta okumaya ilk geçen kişi olarak yakama taktiği ve beni öptüğü o anı hiç unutamıyorum. Akşamına o kurdele ve önlüğümle yatmak istemişsem de, annemin, “Bak kızdırma beni babana söylerim” gibi tatlı sözlerine karşı gelememiş, mahcup bir şekilde çıkarmıştım üzerimden. Annem yakamdaki kurdeleye bir de küçük bir nazar boncuğu takmış ve öyle göndermişti okula. “Sakın çıkarma nazar boncuğunu, çıkarırsan nazar değer”, diye de eklemişti. Sınıfta kurdeleli öğrenci sayısı bir bir artarken ben yakamda bir madalyon gibi taşıdığım kırmızı kurdelem ve nazar boncuğumla, iştiyaklı ve gururlu bir duruşla sınıfın en ön sırasında onu izlerdim. Daha ilk günden yakamdaki nazar boncuğunu fark etmişti o. “Yakandaki de ne?” dedi istihzalı muzip gülüşünü takınarak. “Annem taktı, nazar değermiş diye” dedim. “Güzel olmuş” dedi, o güzel parmakları ile nazar boncuğumu incelerken. Tekrar parmaklarını saçlarımın arasında gezdirmiş ve bu sefer daha uzun süre bakınmıştı saçlarıma. Sanki saçlarımda bir şeyler arıyormuş gibi ama nazar boncuğumu çok beğenmişti.
-fotoğraf google görsellerden alınmıştır.-

O gün karar vermiştim. Bazı şeyler ne kenarda kalmalıydı ne içimde. İkisi de ağırdı. Ağır olan şeyler yüktü ve can yakardı. Canım yanarsa ne yapacağımı da bilmiyordum. O gün, defterimden en güzel sayfayı yırtıp, en güzel kelimeleri dizdim ardı ardına. Kelime haznemi sonuna dek aralamıştım ona. Önemliydi o.

“sevgili öğretmenim seni çok seviyorun
sen çok iyi bir insansın
neleksin.
ben seni seviyorun hep sevecem
güle güle
1/D
ünüt çoşkun obalı”

Yazığım bu ilk mektubumun arasına da, beğendiği nazar boncuğumu yakamdan çıkartıp koymuştum. Geriye bütün kelime hazinemi sonuna dek araladığım ilk mektubumu ve büyük bir gururla yakamda taşıdığım nazar boncuğunu ona vermek kalmıştı. Her şeyi planlamıştım. Son ders zilinin çalmasını beklemiş, zil çalınca da masasına bırakmış ve kaçmıştım sınıftan. Merdivenlerden nasıl inmiş, ne ara okul dışındaki mahşeri anne kalabalığından annemi bulmuştum, bilmiyorum. “Gidelim hadi anne” dedim sırtımdaki çantamı anneme bırakırken. “Nerede len beslenme çantan, sınıfta mı unuttun yine? Hadi bir koşu git al” dedi annem sırt çantamı kendi omuzlarına alırken. İyi de nasıl giderdim ben şimdi sınıfa? Ya henüz çıkmadıysa sınıftan? Ya henüz okuyorsa mektubumu? En zoru da bu sanırım. Cevap! Henüz hazır değildim karşılaşmaya ve cevabına. Utana sıkıla, mızmızlana mızmızlana, yardım anne mahşerini ve istemsiz adımlarla girdim sınıfa. Henüz sınıftaydı. Masasında oturmuş, etrafındaki üç-beş sınıf arkadaşıma bir şeyler heceletmeye çalışıyordu. Sessizce girdim sınıfa, sıramın altında unuttuğum beslenme çantamı tek hamlede çıkartıp, oradan hemencecik tüymekti hedefim. Olmadı, başaramadım. Beslenme çantamı boynuma asar asmaz gördü beni. Bu sefer o tatlı gülüşü yoktu suratında. “Gel buraya” dedi. Oysa ne böyle bakar ne de böyle çağırırdı beni. “Bunu kim yazdı?” dedi elindeki mektubumu göstererek. “Ben yazdım” dedim utangaç ve birazda gururlu bir edayla. Nazar boncuğunu aramıştı gözlerim, görememiştim. “Şuradan al eline tebeşiri, adını yaz bakayım tahtaya” dedi kızgın ve yırtıcı bir ses tonuyla. Onu hiç böyle görmemiştim. Kırık mavi tebeşir ile “ ünüt çoşkun obalı” yazdım tahtaya. “Adın ne senin?” dedi köpürerek. “Ümit Coşkun” dedim. “Burada ne yazıyor?” dedi, tahtaya kırık mavi tebeşir ile yazdığım yazıyı göstererek. “Ü-mit Coş-kun O-ba-lı” dedim heceleyerek. Dedim mi bilmiyorum. Sol yanımın zonklaması, hayır kalbim değildi, sol kulağımdan, yanağıma kadar olan yerdi zonklayan. Tokatın şiddetiyle sarsılmış, sağa doğru yatmıştı kafam. O an nazar boncuğuna değdi gözlerim. Yere düşmüştü. Kırılmıştı üstelik. Gözlerimden kaç yaş damlası aşağı indi, bilmiyorum.  Her zaman saçlarımı sevgiye boyayan o parmakların bu kadar, renksiz ve acıtıcı olduklarını bilmiyordum. Tahtaya elimden aldığı kırık mavi tebeşirle, “Ümit Coşkun Obalı” yazıp, “Senin adın böyle yazılıyor, adını yazmasını bilmiyorsun daha Ümit” dedi. Nasıl dedi, bilmiyorum. Gözlerimden yere düşen yaşları, avuçlarımda tutmaya çalışırken, “Annene söyle eczaneden bit ilacı alsın sana, saçlarında bit var Ümit” demişti.

-fotoğraf google görsellerden alınmıştır.-

Sınıftan çıkarken, bir daha mektup yazmayacağıma dair söz verdim kendime. İlk mektubumdu bu, aynı zamanda da son. Bütün bunlar nazar boncuğunu çıkardım diye gelmişti başıma. Annemim dediği olmuştu işte, nazar değmişti. Parmaklarını bit aramak için gezdiriyormuş meğerse saçlarımda. Boyum kısa olduğu için almış en ön sıraya. O muzip gülüşü herkese tatlı görünmek için yapıyor, adımı da öğrenmek için soruyormuş.
Şimdi anlamıştım, okul gerçekten de hiçte güzel bir yer değildi. Gözyaşlarımdan ıslanmış, elimdeki ilk ve son mektubumu çöp kutusuna attıktan sonra, çok acil bir nazar boncuğu bulmalıydım kendime. ???