Fotoğrafın solunda yer alan ufak tefek kişi benim. Ayaklarımda da Total 90’lar var. Bu fotoğrafı gören ve çok sevdiğim bir arkadaşım, “Oo, Suat Total 90’lar… Zengin çocuğumuşsun hâ!” sözlerinin üzerine büyük bir mutlulukla yazılmıştır.
Futbol bizim gibi 2000’ler İstanbul’nun taşra semtlerinin, henüz araç işgali olmadığı ve sokak aralarında kaldırama bir taş koyup; mahalle takımı kuran ve henüz şimdiki gibi olmayan okul bahçelerinde su şaşalı ya da patlak topun içine koyulan plastik topla sağlam bir futbol topu yapanlar için bir tutkudur.
FİFA’yı klavye ile oynadığımız ve henüz hiç bir arkadaşımın Ali Sami Yen’in FİFA’da olduğunu bilmediği ve PES’in Winning Eleven olduğu dönemler… Taşra semtinde işçi ailenin kalabalık bireyi olmak. Ayakkabı gibi lüks tüketim eşyasına sahip olmak…
Nike, Total 90 diye enfes bir spor ayakkabısı (krampon) modeli çıkarmış ve sadece zengin çocukları giyiyor. ☺ Mahalle maçı diye gittiğimiz bir arsada rakip takımın elemanlarından birinde Total 90’ların çiftini görüyoruz. “Oğlum adamların ayağında Total 90’lar var” diyor bizden birileri. “Ayakkabı top oynamıyor, bilek oynuyor” diye cevap veriyor aramızdan birisi. Haklı belki ama Total 90’lar o kadar güzel ki, önemi yok hiç bir şeyin. Zengin ayakkabısı sonuçta.
Nike Total 90 -fotoğraf temsilidir-
Öğreniyorum, mahallemize yakın bir ayakkabıcı Total 90’ların çakmasını yapıyormuş kendisi hem de uygun bir fiyata satıyormuş. Uygun fiyat bizim için çok.
Para toplamaya koyuluyorum… Salı günleri okul çıkışları, pazarda, yeşil soğan soyuyor bazen de su satıyorum çocuk aklımla. “Buz gibi soğuk sudan içen.” Üstüm başım yeşil oluyor soğandan, kokuyoruz ve eve varınca fırçayı yiyoruz. Önemi yok. Uslu çocuk oluyorum bir süreliğine. Hasılı biriktiriyorum parayı. Bir cep dolusu pozuk parayı alıyor, koyuluyourum ayakkabıcıya. Masanın üstüne koyuyorum bir cep dolusu bozuk parayı. Üsteliyor ayakkabıcı. “Ooo, kim sayacak oğlum bunları” diye. Daha Total 90’ları geçirmemişim ayağıma. Kaç numara olur ayağıma bilmiyorum. Total 90’lara da param yeter mi biliyorum. Sayıyor ayakkabıcı parayı.  Sonunda pes ediyor adam. “Lanet olsun, kim sayacak hepsini” diyor ve tek hamlede tüm paraları alıp kasaya atıyor sinirli sinirli. “Kaç numara?” diyor. 38 diyorum. Tek çifti kalmış diyor ya da beni yiyor bilmiyorum. 39 numara veriyor.  Biraz büyük ama olsun diyorum. Keçe  koyarsın diyor. Keçe ye param yok. Paran olursa gel al, diyor  Keçeyi. Alıyorum Total 90’ları, gerisinin bir önemi yok. Herkes bakıyor ayağıma. Siftah diye basıp, kirletiyorlar Total 90’larımı. Temizliyorum, “siftah benden, bereketi Allah’tan diyorlar” Total’ler ayağımda; okulda, sokakta, düğünde,  gündelik hayatta…
Şimdilerde Nike bir sürü güzel ve konforlu ayakkabı üretiyor belki ama hiç bir ayakkabısı Total 90 etmiyor. Sübjektif.